İnsanın kendisini anlatması bazen başkalarını anlamasından daha zor olabiliyor.
Yaklaşık 20 yıldır şirketleri, yöneticileri, çalışanları ve farklı ekipleri anlamaya çalışıyorum. Sorular soruyor, dinliyor, gözlemliyor, bazen birbirinden oldukça farklı beklentileri aynı masada buluşturmaya uğraşıyorum.
Ama iş kendimi anlatmaya gelince nereden başlayacağımı düşünmem gerekiyor.
Meslek hastalığı olabilir. 😄
İş hayatının insan tarafı
Kariyerime insan kaynakları alanında başladım. Zaman içinde teknoloji, medya, hızlı tüketim ürünleri, e-ticaret ve yönetim danışmanlığı gibi farklı sektörlerde ve alanlarda çalışma fırsatı buldum.
Bugün yaptığım işi bir unvanla anlatmam gerekirse yönetim danışmanlığı diyebilirim.
Şirketlerin yönetim ekipleriyle birlikte hedeflerini anlamaya, stratejiler geliştirmeye ve bunları hayata geçirecek organizasyon yapılarını oluşturmaya çalışıyorum.
Yatırım süreçlerinde ve sonrasında kurucu ekiplerle, yöneticilerle ve yatırımcılarla birlikte çalışıyorum. Bir şirket büyürken kendisini var eden özelliklerini kaybetmeden gelişebilsin, kurucularla yatırımcılar ortak bir anlayışta buluşabilsin istiyorum.
Bir yandan da çalışanların kendi becerilerini geliştirebilecekleri, hedefleri doğrultusunda ilerleyebilecekleri ve kendilerini gerçekleştirebilecekleri yapılar kurmaya odaklanıyorum.
Çünkü bir şirketin başarısını yalnızca rakamlar, stratejiler veya organizasyon şemaları belirlemiyor.
Sonunda her şey yine insanlara geliyor.
Farklı kültürler, farklı bakış açıları
Türkiye, İtalya ve İngiltere’de yaşadım. Alman eğitim kültürüyle tanıştım. Farklı milletlerden insanlarla ortak projelerde çalıştım; uluslararası organizasyonlarda danışmanlık ve mentorluk yaptım.
Bütün bunlar bana aynı konuya ne kadar farklı açılardan bakılabileceğini gösterdi.
Bir yerde çok doğal karşılanan bir davranışın başka bir yerde farklı algılanabildiğini, liderlikten iletişime kadar pek çok konuda alışkanlıklarımızın değişebildiğini gördüm.
Belki de bu yüzden bir meseleyi değerlendirirken önce karşımdaki insanın bakış açısını anlamaya çalışıyorum.
Her zaman başarıyor muyum?
Tabii ki hayır.
İş hayatının dışında başka bir dünya
2014 yılından beri gönüllü arama kurtarma çalışmalarının içindeyim.
Zamanla bu çalışmalar uluslararası afet yönetimi ve koordinasyon alanına da uzandı. INSARAG ağı kapsamındaki çalışmalarda, uluslararası eğitimlerde ve tatbikatlarda yer aldım. UN OCHA koordinasyon eğitmenliği yeterliliği kazandım. Avrupa’daki uluslararası afet müdahale tatbikatlarında farklı ülkelerden ekiplerle birlikte çalıştım.
İlk bakışta yönetim danışmanlığıyla afet yönetimi birbirinden oldukça uzak görünebilir.
Elbette gerçek afetlerle iş hayatındaki sorunları aynı kefeye koymuyorum.
Ama her iki alanda da iletişim, güven, sorumluluk, karar alma ve koordinasyon çok önemli.
Üstelik bir araya gelen insanların hepsinin kendi işinde çok iyi olması, onların mutlaka iyi bir ekip olacağı anlamına gelmiyor.
Bu iki dünyanın birbirine öğretebileceği çok şey olduğunu düşünüyorum.
Sahnede ve yazarken
Konferanslarda ve farklı etkinliklerde konuşmacı olarak yer alıyorum. Konuşmalarımda ağırlıklı olarak insanı merkeze alıyorum: İş hayatındaki davranışlarımızı, liderliği, ekip çalışmasını, iletişimi ve bazen farkında olmadan tekrar ettiğimiz alışkanlıklarımızı.
Dinleyenlerin yalnızca bilgi edinmesini değil, kendi deneyimlerini hatırlamasını, düşünmesini ve mümkünse biraz da gülmesini seviyorum.
Çünkü bazen çok ciddi bir meseleyi önce gülümseyerek fark ediyoruz.
2012 yılından beri bu blogda iş hayatı, girişimcilik, yönetim ve insanlarla ilgili deneyimlerimi ve gözlemlerimi paylaşıyorum.
Bir süre yazmaya ara verdim. Bu arada hem hayat hem de iş dünyası epey değişti. Benim de anlatacak yeni hikâyelerim birikti.
Artık İngilizce yayımladığım The Human Side of Business Life adlı bir Substack yayınım da var.
Her iki yerde de aslında benzer bir sorunun peşindeyim:
Onu da bir gün burada paylaşırım belki. 🙂
Bazen işe alımı, bazen liderliği, bazen kariyer değişikliklerini, bazen teknolojiyi, bazen de iş hayatının hepimizin tanıdığı tuhaflıklarını yazıyorum.
Her konuda kesin cevaplarım olduğu için değil. Hâlâ merak ettiğim, anlamaya çalıştığım ve üzerine konuşmak istediğim çok şey olduğu için.
Ben kendimden biraz bahsettim.
Peki ya siz? 🙂